Arşiv ‘Sağlık’ Kategorisinde


Plastik yapımında yıllardır kullanılan Bisfenol A (BPA) maddesinin sperm kalitesini de etkilediği ortaya çıktı.

Çin’de fabrikalarda çalışan 514 işçinin katıldığı, 5 yıl süren araştırma, idrarında BPA seviyesi yüksek olanların kalitesiz sperm üretme riskinin 3 kat arttığını gösterdi.

Araştırma, “Fertility and Sterility” adlı sağlık dergisinde yayımlandı.

Daha önce yapılan araştırmalar bazı biberonlar, su damacanaları, sert plastik bardaklar, yeniden kullanılabilir besin kapları, gıda ambalajları gibi günlük hayatta sıkça kullanılan malzemelerde bulunan Bisfenol A’nın anne karnındaki ve yeni doğan bebeklerin beyin gelişimini, ayrıca bağırsakları olumsuz etkilediğini ortaya koymuştu.

İstanbul Ümraniye Hisar Intercontinental Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Lütfiye Müslümanoğlu, boyun ağrısından korunmak için hafta 2 gün bir saate yakın yürüyüş
yapılması ya da yüzülmesini önerdi.

Müslümanoğlu, boyun ağrılarına ilişkin bilgiler vererek, tedavisi ve korunmasına ilişkin önerilerde bulundu.

Boyun ağrılarının genelde boyun, sırt ve kolda ağrı, tutukluk, bazen kol veya elde uyuşma, karıncalanma şikayetleriyle kendini gösterdiğini dile getiren Müslümanoğlu, bu tür durumlarda, boyun veya boyundan kola yayılan ağrı arttığında, boyun hareketleri ile ağrı şiddetlendiğinde ve güçsüzlük geliştiğinde mutlaka doktora başvurulması gerektiğini kaydetti.

Özellikle boyun ve omurgayı zorlayacak ağır işlerden mümkün olduğu kadar kaçınmak gerektiğine işaret eden Müslümanoğlu, boyun egzersizleri yaparak kasları kuvvetlendirmek, ani işlerden kaçınmak, 2-3 gün ağrılı bölgeye 20-30 dakika arası

soğuk uygulama yapmak ve 2-3 saatte bir tekrarlamak, basit ağrı kesici ilaçlar almak ve mümkün olduğu kadar istirahat etmek gerektiğini de anlattı.

Boyun ve sırt bölgesindeki kireçlenme veya yumuşak doku romatizmalarına bağlı ağrılarda iklim ve basınç değişikliklerine bağlı olarak ağrının artabildiğine de dikkati çeken Müslümanoğlu, boyun ağrılarına ek olarak baş ağrısı, omuz, dirsek ve el ağrısı ile sabahları yorgun uyanmanın da görülebileceğini belirtti.

Riskli gruplar

Uçakların rotası altındaki bölgelerde yaşamanın kalbe zararlı olabileceği bildirildi.

İsviçre’de 4.6 milyon yetişkinin katılımıyla yapılan araştırma, uçak sesine artan bir şekilde maruz kalan kişilerde kalp krizinden ölümlere daha çok rastlandığını ortaya koydu.

Bern Üniversitesinden Matthias Egger, Reuters Health’e “bu etkinin özellikle gerçekten yüksek seviyede sese maruz kalan kişilerde aşikar ve bu kişilerin söz konusu gürültülü yerlerde ne kadar uzun süre yaşadığına bağlı olduğunu” açıkladı.

Araştırma çerçevesinde, katılımcıların eğitim seviyeleri ve gelirlerinin hesaba katıldığı 15 yıllık dönemin ele alındığı, bu sürede kişilerin uçak gürültüsü ve hava kirliliğine ne ölçüde maruz kaldığı ve bunların etkileri incelendi.

Uçak gürültüsünün seviyesi ve süresi arttıkça ölümcül kalp krizi olasılığının yükseldiğini gösteren ve sonuçları Epidemiology dergisinde yayımlanan araştırma, günde ortalama en az 60 desibel gürültüye maruz kalan kişilerin 45 desibelden azına maruz kalanlara oranla kalp krizinden ölme olasılığının yüzde 30 daha fazla olduğunu ortaya koydu.

Araştırmada, ayrıca, yüksek desibelde gürültüye 15 yıl veya daha uzun süre maruz kalanlarda kalp krizi geçirme olasılığının yüzde 50 oranında daha fazla olduğu gözlendi.

İsviçreli araştırmacılar, bir otobanın 100 metre civarında yaşamanın da kalp krizi riskini artırabileceğini söyledi.

Son yıllarda giderek yaygınlaşarak insanlığı tehdit eden obezite ile mücadele ve sağlıklı kilo kontrolü için, Türkiye

Uzmanlar, gebelik süresince hekim bilgisi olmadan ilaç kullanımından kaçınılması, parasetamol içerikli ağrı kesicilerin alınması, sentetik östrojenden uzak durulması, yüksek doz vitamin A, lityum, warfarin, fenitoin ve valproik asit içerikli ilaçların kullanılmaması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Bu tür ilaçların gebelik sürecinde kullanılması halinde hem anne adayı hem de bebek için kalıcı anamoli ya da hayati sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor.

Türk-Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Cihat Ünlü, sağlıklı bir gebeliğin oluşumu, gebelik süreci ve sağlıklı bir doğum için anne adayının hem bedeni hem de ruh yapısının sağlıklı olması gerektiğini söyledi.

Gebelik öncesi ve gebelik süresince hem anne adayı hem de bebek için sağlıklı ve dengeli beslenmenin de çok önemli olduğuna değinen Ünlü, gebelik sırasında gereksiz ilaç kullanımından mutlaka kaçınılması, ilaç kullanımının hekim bilgisinde ve tıbbi açıdan gerekli olduğunda alınması gerektiğini vurguladı.

Gebelik öncesinde ve gebelik süresince anne adayı ve bebeğin sağlıklı olması ve bazı hastalıklardan korunması için kimi ilaçların alınması gerektiğine dikkati çeken Ünlü, bu açıdan folik asit ve demir ilaçlarının önemli olduğunu belirtti.

Ünlü, “Özellikle nöral tüp defekti olarak bilinen beyin ve omurilik açıklığı ile kendini gösteren bozuklukların önlenebilmesi için kullanılan folik asit takviyesi, gebelik düşünülmesinden 3 ay önce kullanılmaya başlanmalıdır” dedi.

Ünlü, gebelik süresinde vücutta birçok fizyolojik değişiklikler meydana geldiğini belirterek, bu süreç zarfında annenin dietlerle aldığı demirin her zaman yeterli olmadığı için dışarıdan hekim kontrolünde demir takviyesinin yapılması gerektiğini ifade etti.

Bazı hastalıklar tedavi edilmeden veya kronik olan hastalıklar kontrol altına alınmadan gebelik gelişmesi halinde anne adayı ile fetusun sağlığının tehlikeye girdiğine dikkati çeken Ünlü, şunları kaydetti:

“Fetusta yapısal ve mental bozukluklar, gelişme kısıtlaması, erken doğum gibi komplikasyonlar görülebileceği gibi bazı hastalıklar da anne ve fetusun yaşamını ileri derecede tehlikeye sokabilmektedir. Tiroid hormonunun az salınması (hipotiroidi), kronik tansiyon hastalığı olan olgular, şeker hastaları, kalp hastalığı olan veya psikiyatrik sorunları olan olgular, ilgi branşlarla birlikte gebelik oluşmadan önce tedavi edilmeli. Kronik hastalıklar da gebelikten önce mutlaka kontrol altına alınmalı. Herhangi hastalık nedeni ile devamlı ilaç kullanan hastalar ise gebe kalmadan önce doktorlarına danışarak, ilaçlarını gebelikte zararı olmayan ilaç kategorisindeki ilaçlarla değiştirilmeli.”

“Parasetamol içeren ağrı kesiciler tercih edilmeli”

Gürültülü iş yerlerinde 1,5 yıldan fazla çalışmak kalp sorunlarına yol açabiliyor.

British Columbia Üniversitesi araştırmacıları, gürültülü iş yerlerinde çalışanların, sakin ortamlarda çalışanlara oranla kalp rahatsızlığına yakalanma riskinin 3 katı fazla olduğunu bildirdi.

Araştırmacı Gan Wengi, en az 20 yaşında olan 6 binden fazla kişiyle yaptığı araştırmanın sonunda, gürültülü iş yerlerinde çalışan deneklerin çoğunun 40 yaşındaki erkekler olduğunu, bu kişilerde aynı zamanda fazla kilo ve sigara içme gibi kalp hastalığı riski faktörleri bulunduğunu da tespit etti.

Deneklere, iş yerlerinin ne kadar gürültülü olduğu ve kaç yıldır bu tür ortamda çalıştığının sorulduğu belirtildi.

Gürültülü iş yeri, birbirini duyabilmek için sesini yükseltmek zorunda kalınılan yerler olarak sınıflandırıldı.

Gan, araştırmasının neticesinde, en az 1,5 yıl gürültülü ortamda çalışanların sessiz ortamda çalışanlara oranla kalp krizi geçirme ve göğüs ağrısı çekme riskinin üç katı olduğunu saptadı.

Araştırmanın sonucu, Mesleki ve Çevresel Tıp dergisinin internet sitesinde yayımlandı.

Organik sebze ve meyvelerle beslenmek ideal ancak pahalı… Organik olmayanlar ise sağlığımızı ciddi bir biçimde tehdit ediyor. Environmental Working Group’un (EWG) ABD’de yaptığı araştırmaya göre, özellikle 13 sebze ve meyve ciddi biçimde değişikliğe uğramış durumda. İşte mutlaka organiğinin satın alınması gereken sebze ve meyveler… (Hazırlayan: CNNTURK.com)

Koruyucu ve tedavi edici etkisi olan, geleneksel tıbbi bitkilerden hazırlanan ürünlere artık Sağlık Bakanlığı ruhsat verecek.

Geleneksel Bitkisel Tıbbi Ürünler Yönetmeliği, bugünkü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

AB mevzuatına uygun olarak hazırlanan yönetmelik, insan sağlığını koruyucu ve tedavi edici etkileri olan ve geleneksel bitkisel tıbbi ürünlerin endüstriyel olarak üretilmesi veya ithal edilmesi ile ilgili başvuruların değerlendirilmesini, gerekli ruhsatların verilmesi ile bunlar için ruhsat başvurusunda bulunan ve/veya ruhsat verilmiş olan gerçek ve tüzel kişileri kapsıyor.

Bitkisel tıbbi ürünlerin bileşiminde yer alan ve iddia edilen belirli endikasyona (Bir ilacın hangi hastalıklara, hangi biçimde uygun olacağının bildirilmesi) uyumlu vitamin ve mineral katkılı bitkisel tıbbi ürünler de bu yönetmelik kapsamında değerlendirilecek.

Takviye edici gıdalar ve bitkisel içerikli kozmetik ürünler yönetmelik kapsamı dışında tutuldu. Ancak bu ürünlerin “zayıflatıcı” ya da “soğuk algınlığına karşı” gibi endikasyon bildirilerek piyasaya arz edilmesi ya da tanıtımının yapıldığının tespiti halinde cezai işlem uygulanacak.

Ürünlerin pazara sunulması için ruhsat başvurusunda bulunacak gerçek kişilerin; eczacılık, tıp veya kimya bilim dallarında eğitim veren yüksek öğrenim durumlarından birisinden mezun olması, Türkiye’de mesleğini icra etme yetkisine sahip bulunması, tüzel kişilerin ise bu vasıfları taşıyan birini “yetkili kişi” sıfatıyla istihdam etmeleri gerekecek.

Diş hekimleri de meslekleriyle ilgili ürünler için ruhsat başvurusu yapabilecek.

Ürünün kullanma talimatı kullanıcının kolayca anlayabileceği şekilde hazırlanacak.

Ruhsat başvurusu 200 gün içinde sonuçlandırılacak. Bu ürünlerin ilaçlar gibi reklamı yapılamayacak.

Daha önce ruhsatlandırılan bu tür ürünler için 2 yıl içinde yeniden ruhsat için müracaatta bulunulacak.

Bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce müracaat etmiş ve izin işlemleri devam eden ürünlerden analiz prosedürü başlatılmış ve/veya tamamlanmış ürünler için engel bir durumun olmadığının belirlenmesi halinde ilgili kılavuza göre izin belgesi düzenlenecek.

Analiz aşamasına gelmemiş olan ürünlerin başvuru dosyaları ise bu yönetmeliğe göre müracaat edilmesi için başvuru sahibine iade edilecek.

Çok olumlu bir düzenleme

Solunum sistemi üzerinde olumsuz etkileri daha önce saptanan araçların saldığı egzoz gazlarının, göğüs kanseri riskini artırdığı açıklandı.

Kanada’nın Montreal kentindeki McGill ve Montreal üniversitelerinden bilim adamlarının tamamladıkları araştırma, Environmental Health Perspectives isimli tıp dergisinde yayımlandı.

McGill Üniversitesi Sağlık Araştırmaları Merkezi’nden Dr. Mark Goldberg, Montreal’de had safhada hava kirliliğinin yaşandığı 1986-1996 arası kirlilik verilerini incelediklerini belirterek, “trafiğin ve trafikteki araçların saldığı nitrojen dioksit (NO2) gazının yoğun olduğu bölgelerde, göğüs kanseri vakalarının da yüksek olduğunu saptadık” dedi.

Goldberg, menopoz sonrası dönemdeki ileri derecede göğüs kanseri hastası 383 ve değişik kanser teşhisleri konulmuş 416 kadının verilerinin, kirlilik haritası verileri ile örtüştüğünü kaydetti.

Araştırma ekibinde yer alan Montreal Üniversitesi bilim adamlarından Dr. France Labreche ise, “bu araştırma ile trafikteki araçların neden olduğu kirliliğin göğüs kanserine yol açtığını söylemiyoruz. Ulaştığımız sonuç, bu kirliliğin, göğüs kanseri riskini artırdığıdır” dedi.

Türk Eczacıları Birliği (TEB) Genel Sekreteri Özgür Özel, kemik iliği naklinden sonra kullanılan ilacın fiyatının dağıtıcı firma tarafından 25 avrodan 1600 avroya çıkartıldığını belirterek, Sosyal Güvenlik Kurumunun, ilacın geri ödemesini eski fiyattan yapmaya devam ettiğini, aradaki 65 katlık artışı hastaların ödemek zorunda kaldığını bildirdi.

Özel, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’de ruhsatı bulunmayan ve sadece TEB aracılığıyla temin edilebilen ilacın, SGK tarafından eski fiyatından geri ödendiğini ifade etti. “Hastaların, aradaki fahiş farkı cebinden ödemek zorunda kaldığını” vurgulayan
Özel, şunları kaydetti:

“Bu farkı ödeyemeyen çok sayıda hastanın sağlığı risk altında! TEB olarak Türkiye’de ruhsatı olmayan ilaçların Sağlık Bakanlığı izniyle yurt dışından getirilmesi görevini üstlenmiştik. Bu kapsamda dünyanın dört bir yanından getirdiğimiz ilaçları, hastalarımızın evlerine ya da tedavi gördükleri hastanelere ulaştırıyoruz.

Ancak kimi zaman bizim dışımızda gelişen çeşitli nedenler, bazı ilaçların temin edilmesi ya da ücretsiz olarak hastaya verilmesini engellemektedir. Örneğin şu günlerde, kemik iliği naklinden sonra kullanılan ‘Prociclide’ isimli ilacın fahiş fiyat artışı nedeniyle hastaya verilememesi sorununu aşmaya çalışıyoruz.

Eylül 2010′a kadar fiyatı 25 euro olan ve Sağlık Bakanlığı tarafından ithal izni verilen ilacın geri ödemesi bu fiyattan yapılıyor ve hastalarımız tarafından ücret ödenmeden kullanılıyordu. Eylül 2010′dan itibaren aynı ilacın fiyatı dağıtıcı firma tarafından 1600 avroya yükseltildi. İlacın dünyada tek dağıtıcısı olması ve satışta tekelleşmenin oluşması nedeniyle firma bu fahiş zammı yapabildi. Bunun üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu, ilacın geri ödemesini eski fiyatından yapmaya devam etti, aradaki 65 katlık fahiş artışı ise hastalar artık cebinden ödemek zorunda.”

“İlacı, yaklaşık 30 hasta kullanılıyor”